Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Mîlâdî XIII. yüzyılın Müslüman coğrafyacılarından Yâqût el-Hamevî, "Tahran'ın Rey'e bağlı bir köy olduğunu" belirtir. [i] [1] Yani şimdiki Tahran, vaktiyle Rey şehrine bağlı bir köy iken, o köy zamanla büyüyüp gelişmiş ve bağlı bulunduğu şehri adeta yutmuş durumda. Rey, şu an itibariyle Tahran'ın kıyısında bir kasaba, bir ilçe niteliğinde.
Ömer b. Sa'd kimdir?
Ömer b. Sa'd, İmam Hüseyin (a.s) ve 72 yakınını Kerbelâ'da vahşîce katleden ordunun komutanıydı. O bu tehlikeli görevi "Rey vâliliği" uğruna kabul etmişti! [ii] [2]
Babası Sa'd ise, Emîr'ul-Mü'minîn Hz. Ali (a.s)'ın yerini ve üstünlüklerini en iyi bilenlerden olmasına rağmen, onu haklı davasında yalnız koyan Sa'd b. Ebî Vaqqâs idi.
Aynı Ömer, bundan önce de, Hucr b. Adiy ve arkadaşları aleyhinde ispiyonculuk yaparak, onların Muâviye tarafından öldürülmelerine sebep olmuştu! [iii] [3]
Buna rağmen, kimi hadisçilerin, makam mevki uğruna bütün dînî değerlerini çöpe atabilen böyle bir adamın sicili hakkında "aslında doğru sözlü, güvenilir birisi" olduğunu ileri sürmeleri ve onun kanalıyla gelen hadislere kitaplarında yer vermeleri, Müslümanlık adına, cidden utanç vericidir. [iv] [4]
Hadisçilerde görülen bu türden "akıl tutulmaları", maalesef sıradan bir durumdur!
Günümüzde, insanlığı ve Müslümanları yakından ilgilendiren olaylarda "yanlış" yerde durmakta inat ettikleri halde; "O gün yaşasaydım, İmam Hüseyin'i yalnız bırakmaz; onun yanında zâlim Yezid'e karşı savaşırdım!" diyenleri çok görmüşüzdür.
Şu an iktidarı ellerinde bulunduranlara, son günlerde İRA'ı ve Hizbullâh'ı -Suriye olaylarına karşı takındığı tavırları nedeniyle- yerden yere vuranlara sorun; emin olun, onlar da aynı şeyi söylerler!
Bu tipler, Hz. Peygamber (s.a.a) döneminde yaşasalardı, Hudeybiye barış antlaşmasına itiraz edenler arasında yer alırlardı. Emîr'ul-Mü'minîn Hz. Ali (a.s) ile aynı çağda bulunsalardı, hiç kuşkunuz olmasın, "Hâricî" yollara düşerlerdi...
O gün bu davranışları sergileyenler günümüzde yaşasalardı, Suriye muhâlefetinin Müslüman görünümüne aldanarak, onlara destek veren Büyük Şeytan ABD'nin, İsrail'in safında yer tutar; "O gün yaşasaydım..." deyip iç çekerlerdi.
Bölgesel yada küresel olaylarda, İRA'ın dik duruşunu, Hizbullâh'ın onurlu, mazlumların yüreklerini okşayan tavrını hep alkışlayan; ama Suriye olayında onları samimiyetsizlikle, Müslümanları arkalarından vurmakla ve hatta -olmadığını pekâlâ bildikleri halde- mezhebî kaygılar gütmekle suçlayanlar; İmam Hasan döneminde, İmam Ali zamanında, hatta Allah'ın Rasûlü ile birlikte yaşasalardı; zâhire göre hareket etmeyi alışkanlık haline getiren Hâricîlerden farklı bir tavır gösterebilirler miydi?
Suriye konusundaki duruşu nedeniyle, Hizbullâh genel sekreteri Seyyid Hasan Nasrullâh'ı aklı sıra uyarmak için açık mektup yazarak, ona akıl vermeye kalkan akıl fukarası, heyecanlı gençlerin, İmâm Hasan'ın Muâviye'yle mütâreke imzaladığı günlerde, İmam'ın hangi şartlar altında bu imzayı attığını göz ardı ederek; "Müslümanların yüzünü yere düşürdün!" diyen Hâricî'den farkı ne?
Üstelik, "el-Va'd'üs-Sâdiq = doğru sözlü" olduğuna, dost düşman herkesin yakından tanık olduğu Seyyid Hasan Nasrullâh, Siyonistlerin istihbârât ağını çökertecek düzeyde yüksek istihbârat sâhibi birisi. Öyleyse, bu "hâricî" gençler, bölgede tezgâhlanan türlü şeytanlıkları ve Suriye'de dönen dolapları, Seyyid Hasan Nasrullâh'tan daha mı iyi bilecekler?
Seyyid Hasan Nasrullâh'ın, koşulsuz kendisine bağlı bulunduğu ve bununla iftihar ettiği, Rehber Seyyid Ali Hâmeneî, kim ne derse desin, Allah Elçisi'nin bihakkın vârisi, masum imamların sâdık takipçisidir.
Böylesine ilim, takvâ, basîret ve siyâset sâhibi âlimlere hiç mi güvenimiz yok?
Sünnî toplumların kendi alimlerine bir türlü inanıp güvenemediklerini elbette anlıyoruz. Ama, bu bütün âlimler öyle, demek değil ki?
İsteyen herkes, İmam'a her zaman destek olabilir. Her vakit günün Hüseyinlerinin yanında, zamanın Yezitlerine karşı savaş verilebilir! Önemli olan, "Ah o gün yaşasaydım..." deyip hayıflanmak yerine, o gün yaşayamadığımıza göre, bu günümüze dönüp; Hüseyinleri ve Yezitleri doğru teşhis etmek ve Hüseyinlerin yanında saf tutmaktır.
Allah'ın, Rasûlü'nün, İmam Ali'nin, İmam Hasan'ın ve İmam Hüseyin'in bizden beklentileri budur.
Hem zâlimlerin safında saf tutup, hem de öyle iç çekip hayıflananlar, ancak kendilerini avuturlar, sadece kendilerini kandırırlar!
Şimdi, Büyük Şeytan ABD'nin, Korsan Rejim İsrail'in, Çapulcu BATI'nın ve onlarla iş tutan Gerici Arap diktatörlüklerinin yanında, bölge jandarmalığına soyunan; Suriyeli teröristleri topraklarımızda himâye edip silahlandıran iktidara sormak istiyoruz:
Suriye'ye karşı saldırgan bir dil kullanırken, Suud, Bahreyn ve Yemen'de dökülen kanlar için neden sesinizi çıkarmıyor, kampanyalar düzenlemiyorsunuz?
Esed'e salladığınız o parmağı bir de İsrail için sallayın, Suud, Bahreyn ve Yemen diktatörlükleri için sallayın, ne var! O zaman ne kadar "ilkeli" olduğunuzu görelim.
Sizin, Siyonist İsrail rejimi aleyhine tek bir karar alamayan, Gazze’de yaşanan insanlık dramına göz yuman; ama ABD istiyor diye Suriye aleyhinde karar üstüne karar çıkaran gerici Arap Lig’inin yanında ne işiniz var? Hani ilkeliydiniz, hani demokrattınız!
Hoş, Gazze’yi, Hamas’ı siz de çoktan unuttunuz ya!
Söyler misiniz: Akla ziyan bu duruşunuza mukabil, size hangi Rey'in vâliliği teklif edildi? Buna karşılık önünüze ne kondu? Ne çeşit vaatlerle kandırıldınız?
Bölgeyi ateşe verdiğinizde, etrafı saracak bu ateşten kendinizi koruyabilecek misiniz?
Sakın! Sakın ha, Ömer b. Sa'd'ın durumuna düşmeyin! Kişisel dünyalarınızı âbâd ederken, aman Âhiretinizi berbâd etmeyin!
Kaldı ki Ömer b. Sa'd, Rey'in sarayını bile göremeden, bu yolda öylece, gözü açık geçti gitti. Unutmayın ki, siz de size vaat edilenleri elde edemeden, gözü açık gidebilirsiniz!
Bakın: Birazcık tarih okumuşsanız, "Tevvâbûn" hareketini bilirsiniz.
Tevvâbûn, sonradan tevbe edenler, yaptıklarına pişman olanlar demektir.
O gün İmam Hüseyin'i (a.s) yalnız bırakıp, Yezid'in ar namus bilmez, acımasız cellatlarına teslim eden kimi Kûfeliler, sonradan pişmanlık duyarak kıyam etmişler; en azından günahlarının keffâretini kanlarıyla ödeme fırsatı bulmuşlardı.
Ne de olsa, hepimiz ölümlü dünyadayız. Bu dünyada bütün yaptıklarımızın Âhirette hesabını vereceğiz. Kimin yarına bir garantisi var? O gün onlara tanınan bu fırsat ve mühlet, bakalım yarın size verilecek mi?! Şunun şurası kaç günlük ömrünüz kaldı ki!
Vakit varken, yol yakınken dönün bu yoldan, vazgeçin bu sevdadan!
Ve bu durum karşısında "sessiz kalma" hakkını(!) kullanan âlimler, ilâhiyatçılar! Nedir bu suskunluğunuzun sebebi? Üzerinize ölü toprağı mı serpildi?
Ne olur, artık bozun şu sessizliğinizi; el birliğiyle ürkütelim, şu kan emici yarasaları!
Vesselâm...
Abdulkadir Çuhacıoğlu
[1]– Yâqût el-Hamevî, Mu'cem'ül-Büldân: IV, 51 [= Tahran mad.]
[2]– İbn Sa'd, et-Tabaqât: V, 168; et-Taberî, Târîh: III, 298, 310; İbn Kesîr, el-Bidâye: VIII, 214; İbn Hacer, et-Tehzîb: IV, 272; Algül, İslâm Tarihi: III, 67; Sırma, İhsan Süreyya, Hilâfetten Saltanata: s. 41
[3]– el-Belâzürî, Ensâb'ul-Eşrâf: V, 262; et-Taberî, Târîh: III, 226; İbn Kesîr, el-Bidâye: VIII, 56; İbn Haldûn, Târîh: III, 12; Aycan, İrfan, Muâviye: s. 242
[4]– Örneğin Ahmed el-Iclî onun hakkında "Tâbiînden siqa birisi!", ez-Zehebî "Esasen töhmet altında olan biri değil!", İbn Hacer "Sadûq birisi! Ancak bazıları onu Hüseyin'i katleden orduya komutan olduğu için eleştiriyor!" diyorlar. (bk. ez-Zehebî, el-Mîzân: III, 198; İbn Hacer, et-Taqrîb: II, 61)
Ömer b. Sa'd'ın hadislerine kitaplarında yer verenler arasında ise; Ebû Dâvûd et-Tayâlisî, Abdürrazzâq b. Hemmâm, Ahmed b. Hanbel, el-Bezzâr, en-Nesâî, Abd b. Humeyd, et-Taberânî ve el-Beyheqî var.
Bunlardan özellikle en-Nesâî, Hz. Ali'nin fazîletlerine dâir yazmış olduğu "Hasâisu Emîr'il-Mü'minîn Ali b. Ebî Tâlib" adlı eseri yüzünden Şamlılarca komaya sokulan ve bu yüzden ölen ünlü bir hadisçi!
Söz konusu kitap, tarafımızca Türkçe tercüme ve şerhi yapılarak, "Peygamberimizin dilinden Hz. Ali" adıyla, Kevser yayınları arasında yayınlanmıştır.